Belkıs Özener

BELKIS ÖZENER

Yeşilçam’ın görünmeyen sesi
BELKIS ÖZENER

O, sonradan iade-i itibar yapılan ve tekrar tekrar izlettirilip ezberletilen eski Yeşilçam filmlerinin görünmeyen sesi. O kadar görünmeyen bir sesti ki, yıllarca beyazperdenin karanlık, havasız ve küçücük dublaj odalarından gönderildiğini kimse bilmedi. Oysa dönemin en ünlü kadınlarına o ses hayat, renk verdi, ünlerine ün kattı. Ancak hayatının hiçbir döneminde onların önüne geçmeyi aklının ucundan geçirmedi. Geride, kenarda, gölgede kaldı. Dönemin yapımcıları da, güzel sesi ve yeteneği kadar, bu özelliği yüzünden çok sevdiler onu.
Dolayısıyla kadri bilinmemişlerin, kolayca unutuluvermişlerin arasında aldı yerini. Oysa beklediği "Yeşilçam’da 300’den fazla filmin şarkılarını seslendirmiş Belkıs Özener’e" kabilinden, kuru bir selamdı. Çok yıllar sonra da olsa, sonunda birileri hatırladı, bir belgesele konu oldu, ödüller aldı. Ardından Kalan Müzik, ulaşabildiği eski kayıtları günyüzüne çıkardı ve bir albüm hazırladı. Bu hafta piyasaya çıkan Belkıs Özener/ Sahibinin Sesinden adlı albümü dinleyince çok iyi hatırlayacaksınız, çocukluğunuzda, neredeyse annenizin sesi gibi bilinçaltınıza girip yerleşmiş o sesi. Siyah-beyaz film karelerini renklendiren Boş Çerçeve’yi, Buruk Acı’yı, İçin İçin Yanıyor’u, Yağmurun Sesine Bak’ı, Dudaklarında Arzu’yu. Yıllardır dinleyip ağladığımız ses, demek onunmuş, diyeceksiniz. Ve lütfen ezberinizi bozacaksınız: Belleğinizde Türkan Şoray’ın titreyen dudaklarından dökülen "Şimdi söyleyeceğim şarkıyı mutlu insanlara adıyorum" tiradını attıktan sonra başladığı şarkı olarak kalmış Sevemedim Karagözlüm’ü, ne Şoray, ne de onu konuşturan sanatçı söylüyor: O Belkıs Özener. Naim Dilmener’in sorduğu gibi, filmin hiçbir karesinde görünmeden, yalnızca şarkı söyleyerek bir filmin baş oyuncusu olmak mümkün mü? Teorik olarak değil. Ama Belkıs Özener bunu başardı. Üstelik tam da "o şarkı"daki gibi oldu: "Üzülme sen meleğim, gün olur kavuşuruz..." Sahibinin Sesi, biraz geç de olsa aramızda...
28 Mart 1940 günü, İzmir’in Kestelli semtinde iki katlı cumbalı bir evde doğar Belkıs Özyenginer. Erzincanlı yol müteahhidi Mehmet Bey ile Yugoslav göçmeni, dünya güzeli Fatma Hanım’ın üçüncü kızı olarak, en büyük ablası Belma’dan altı, ortanca Gönül (Yazar) Özenginer’den üç buçuk yıl sonra...
O daha iki buçuk yaşındayken, üç kızkardeşin anne ve babaları ayrılır; Belma anneye, Gönül babaya verilince, Belkıs’a iki teyze arasında mekik dokumak kalır. Anne-baba sevgisinden uzak büyümesi bir yana, anne dediği kişinin aslında teyzesi olduğunu ilkokuldayken komşulardan duyar, sarsılır. Annesine sorduğu "Ben fazla mıydım?" sorusu boşlukta kalırken, geceleri tombul kollarından birini annesi, birini babası diye öperek uyumaya başlar. Mutsuzluğunu, ablalarıyla ancak buluşabildiği, upuzun sarı saçlarının çok güzel koktuğu, salıncakta sallanırken eteklerinin uçuştuğu bayram günlerinde gidermeye çalışır.
12-13 yaşlarındayken, ablası Gönül yaşını büyüterek evlendiği Necdet Yazar’la Ankara’ya taşınınca, o da ortaokulu bırakarak doğduğu kenti terkeder, söylediğine göre "ablasına sığınır." Ablası ve eniştesiyle radyoya gittiği, onlar çalışırken kulaklarını dört açtığı, dönemin Zeki Duygulu, Mualla Mukadder gibi ünlü sanatçılarının sesini güzel bulduğu Ankara’daki hayatı sever. Ancak Gönül Yazar evlenme ve boşanma maratonuna erken başladığı ve ilk boşanma gerçekleştiği için iki kızkardeş bir yıl bile geçmeden İstanbul’un yolunu tutarlar.

...

BU NE BİÇİM ŞARKI: CİVCİV ÇIKACAK KUŞ ÇIKACAK
Yıllar geçer, devran döner. Bir dönemin çok iş yapan şarkılı filmler yerini seks filmlerine bırakır. Gönül Yazar’ın deyişiyle o filmlerin artistleri "sapır sapır gazinolara dökülür." (İçlerinden bir Hülya Koçyiğit hatırlayacaktır bunu: "Belkıs Hanım, biz sizin sesiniz sayenizde şarkıcılık yapabildik!") Onu ise yine Beyoğlu’na stüdyoya çağırırlar. Ama bu kez bir tuhaflık vardır. Fragmanda Mine Mutlu’nun yarı çıplak görüntüsü, sazlarda onun "avam" bulduğu nameler, sözler ise daha da anlaşılmaz: "Civciv çıkacak, kuş çıkacak!"
Bu ne şarkı, ne türkü olan parçayı, garip duygular içinde, sırtından ter boşalarak okur. Sonradan anlayacaktır nasıl bir filmi seslendirdiğini. Her zaman zarfla verilen para eline tutuşturulup, İstiklal Caddesi boyunca elindeki terden sırılsıklam olunca, o çok sevdiği mesleği bırakmaya karar verir.
Zaten Yeşilçam gibi, eşi de hastalanmıştır; sonraki birkaç yılı ona bakmakla geçer. Onu kaybettikten sonra ara ara yaptığı gazino programlarına devam eder bir süre. Sonra her şeyden elini ayağını çeker, mütevazı emekli hayatına kapanır. Biraz da unutuluşa gönül koyarak... Taa ki 2003 yılında, TRT’de hazırladığı Kırkbeşlik programı için Murat Meriç onu bulana kadar. "Yeşilçam’da Şarkılı Filmler" başlıklı bölümle hatırlanır nihayet. Ardından, Türk filmlerinin efsanevi ses teknisyeni Necip Sarıcıoğlu, özenle sakladığı film şarkılarının stüdyo kayıtlarını ortaya çıkarır. Tabii 300 filmin tamamının değildir, ama onu bize hatırlatacak kadarı vardır. Ve Kalan Müzik’in girişimiyle, hatırlanmış olmasının sevincini gölgeleyen boşluk da dolar: Filmlerde okuduğu o güzelim şarkıların olduğu ve üzerinde bu kez kendi adının yazılı olduğu bir albüm!

Emel ARMUTÇU (Hürriyet - 12.03.2006)

GALERİ

yakında...